Kalıplar İçinde Özgür Olmak ( Mesela -izmlerden biri olan Fütürizm)


İtalyan faşiszminin fikir babalarından sayılan, şair, romancı, oyun yazarı ve yayın yönetmeni Filippo Tommaso Marinetti'nin 1909 yılında yayımladığı manifestosu Fütürizm (Gelecekçilik) Bildirgesinin manifestosu oldu. Bu manifestoda Marinetti şunları yazmaktadır:
"...4. Dünyadaki güzelliklerin, yeni bir güzellikle daha da artırılmış olduğunu iddia ederiz. Bu yeni güzellik hızın güzelliğidir. Karoserini patlayıcı nefeslere sahip ve yılanlara benzer büyük boruların süslediği bir yarış arabası... Bir şarapnel üzerinde süzülüyormuş gibi hızla hareket eden bir yarış arabası Semadirek Nikesi'nden (Yunan heykeli) çok daha güzeldir. 5. Arabanın direksiyonunda bulunan o adama kutlu olsun. Bir direksiyonun en ideal ekseni, kendi yolunda hızla ilerleyen dünyayı ortasından delip geçenidir.
...8. Önümüzde imkansızın esrarengiz kapılarını kırıp geçmek varken, niçin arkamıza dönüp bakalım? Zaman ve mekan dün oldu. artık mutlak olanda yaşıyoruz. Çünkü sonsuz ve evrensel hızı yaratmış durumdayız.
9. Biz savaşı yüceltmek istiyoruz. Dünyadaki temizliği sağlayan en önemli şeyler; militarizm, vatanseverlik, anarşistin yıkıcılığı, cinayete yol açan o muhteşem fikirler ve kadının hor görülmesidir.
10. Müze ve kütüphaneleri yıkmak, ahlak düşkünlüğünü, feminizmi ve bütün oportünist ve determinist fikirleri yok etmek istiyoruz. "
Marinetti, ilk olarak ortaya attığı bu anlayış için, Avrupa'nın birçok kentinde konferanslar vermiş ve yüzyılı sarsan bir sanat anlayışı olmasına çalışmıştı. Ve sonuç olarak gelecekçilik faşizm ile özdeşleşti.
Rus fütüristleri İtalyan fütüristlerin tersine, savaşa karşı olmuşlar, kadın-erkek eşitliğini savunmuşlardır. Makineleşmenin, sanayinin yanında yer almakla birlikte makineyi kullananın, üretici güçlerin toplum­sal ve düşünsel olarak destekleyicileri olmuşlardır.Fütürizmin Rus Edebiyatındaki temsilcisi Vitaclimir Mayakovski’dir.
1911'de ressam Umberto Boccioni (1882-1912), Luigi Severini (1883) ve Carlo Carra'nın imzaları ile Fütürist resim sanatının ilk manifestosu yayınlanmıştı. Daha 3 mart 1910'da bu manifesto Turin'de Chiarella tiyatrosunda ilân edildiğinde, Fütüristler'le, bunun karşısındakiler arasında büyük bir savaş başlamıştı. 11 Nisan 1912'de Fütürist heykelin manifestosu da yayınlanmıştı. İtalya'nın entelektüel tabakası ile sanatçı gençliği, bu akımdan sarsılmış görünüyordu. Mitingler, kavgalar birbirini izliyordu. Fütürist ressamların en yaşlıları olan Balla, Boccioni ile Severini'ye Yeni - İzlenimcilik'i tanıtmıştı. "Bizim, rengi çözümleyen Seurat, Signac ve Gros'nun Divizyonizmini bir araya getirmemiz gerekir" diyen Boccioni, arkadaşları arasında en kabiliyetlisi olarak görünüyordu. Bununla birlikte Boccioni, sonraları heykel yapmaya başlamış ve "oylum içinde devam eden biçimler" adını taşıyan heykeli ile (1913) Konstrüktivistler'i etkilemişti. Severini, zarif biçimler ve zevkli renkler kullanıyordu. Eserlerinde hareket karakteristiktir (Pan Pan Dansı).
"Koşan bir atın dört değil yirmi ayağı vardır" diyen Fütüristler, her şeyden çok büyük kent hayatının heyecanları ile sarhoş oluyorlardı. "Bir oda içinde bakarak balkondaki bir kişiyi resmederken, ancak pencere çerçevesinin bize izin verdiği kadarı ile görüş alanımızı sınırlamıyoruz. Bilâkis balkondaki adamın görüp yaşadığı duygularını, çevresiyle vermek istiyoruz. Caddenin gürültüsü, sağda ve solda derinliğine giden evlerin sırası..." Görülüyor ki Fütürizm, kendine amaç olarak objeyi değil, insanın iç yaşantısını ele alıyordu. Yani ruh durumu resme giriyordu.
Fütürizm, modern hayatı resimlemekten, heyecanlı bir denemeden ya da bir doktrinden daha fazla bir şeydir. Bu akımın en mutlu niyetlerinden biri, "Simultaneité", son bilimsel keşiflere paralel olarak yalnız görüş tarzını ve optik kanunları ilgilendirdiği halde, Fütürist "İntuition" (içe doğma), ressamın ruh haline dayanır ve "Simultaneité"yi, sanatçının kafasındaki anıların ve çeşitli heyecanların birbirlerine girdiği anda, yaratıcı hareket çıkış noktası olarak kabul eder. Ayrıca Fütüristler'den Boccioni, bir dördüncü buut'tan söz etmektedir. Fakat bu nokta, yeter derecede tanımlanmamıştır. Bu da oylum fikridir. Yani seyircinin de resme dahil olduğu fikri. Bu suretle o zamana kadar, yepyeni bir düşünce ortaya atılmış oluyordu. Bütün bu fikirlere rağmen, Birinci Dünya Savaşı bu anlayışa ani olarak son vermiştir.
Ne ilginç bir akımdır bu. Başlangıcında kütüphaneleri müzeleri yıkmaktan bahseden, sanata karşı duran; hızlı bir arabayı sanatsal her hangi bir olgudan daha üstün gören, savaşı destekleyen dünyadaki tüm güzellikleri lanetleyen bir faşist tarafından ilk manifestosu yayımlanıyor. Ardından sanatın babaları olan resmin ve edebiyatın içine kadar giriyor. Sonra da deniliyor ki "Görülüyor ki Fütürizm, kendine amaç olarak objeyi değil, insanın iç yaşantısını ele alıyordu. Yani ruh durumu resme giriyordu." Ne ruh durumu ama savaşlar, cinayetler, kadını hor görme...
Aslında dikkat çekmek istediğim nokta kalıplar içinde ne denli kaybolduğumuzdur. Bu tarihte de böyle ve gelecekte de değişmeyecek sanırım. Tamamen zıt düşüncelerde olduğumuz kalıplara bazen kendimizi sokmak için ne yapacağımızı şaşırıyoruz. Ve bir bakıyoruz ki Vitaclimir Mayakovski gibi erdemli insan denilebilecek vasıflar taşırken aniden italyan faşizminin babalarından olan bir adamın yayınladığı manifestoyla başlayan ve faşizmle özdeşlenen bir akımın içine dalıvermişiz. Neden olur bu? Ya zamanın en popüler akımıdır, ya da kendimizi sığdıracak ve kendimize sınırlar koyacak bir kalıp aramamızdandır.
Ne yazıktı ki özgürlüğü unutalı çok zaman olmuş ve kendi girdiğimiz kalıplar içinde duvarlara çarparken "ben özgürüm diyebilmek" sanırım en acı olanı...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ANTİZM

Düş Bozumu ( BOZUNTULAR - 1 )