VİCDAN

Felsefe, sosyoloji ve dinlere göre ayrı ayrı tanımlanmış olsa da “vicdan” sözcüğü sadece cümle içinde kullanılabilsin diye sunulmuş insanlara. Yalın bir tanım olarak zihinlerimizin en ücra köşelerine hapsettiğimiz “vicdan”, aslında faili meçhul bir cinayete kurban giden içimizdeki tanrıdır. Her insanın tanrısı kendi vicdanıdır.

İdeolojik rant sahipleri, onu bir sömürü silahı olarak kullandıkça, körelmiş ve örselenmiştir. Yıllarca bu rantçıların maşası olan insanımız, aynı rantçılardan aldığı gazlamaya dayanarak vicdanını ve vicdanın sesini gürültü patırtı içinde az da olsa duymaya çalışanları katletmiştir. İnsanların ölmesine seyirci kalmış ve hatta tezahüratlarla da destek vermiştir. Devletin, ellerine tutuşturduğu silahla başka insanları öldürmeyi vicdanlarıyla reddedenler ülkemiz insanı tarafından hain ilan edilmiştir. Medya ideoloji rantçılarının istediği gibi aktarırken olayları, toplumda bu vicdani duruma karşı “kin ve nefret” uyandırmıştır. Tartışma programlarında “Her Türk asker doğmayacak mı?” başlığıyla, gazetelerde “Vatan borcu namus borcu.”vs. gibi manşetlerle ve köşe yazılarıyla vicdani retçilere istenilen antipati medya eliyle kazandırılmıştır. Ancak aynı medya birkaç gün sonra bedelli askerliği “Müjde” başlıklarıyla son dakika bültenlerinde duyurmuş ve adeta tasarının reklamını yaparcasına bilgi vermiştir. Birkaç gün öncesine kadar Vatan borcu namus borcu diyerek sesini yükselten faşist zihniyet bu defa borç hanesine 30 bin TL yazıp tüccar zihniyetiyle kar hesabı yapmaya başladı. Gerçi bu vatan borcu meselesi de enteresandır aslında. Katma değer, özel tüketim, otopark, iletişim, çöp ve daha nice vergiyi ödeyerek devlete finansörlük yaparken alacaklı olmamız gerekirken bu vatan borcu da neyin nesidir? Vatan borcu kredisiyle askerliği aradan çıkarıp, konut kredisiyle ev sahibi olup bankaların kölesi olarak hayatı sonlandırmamız şaşırtıcı bir sonuç olmaz sanırım. Olmadı gideriz 15 ay rütbelilerin küfürlerini dayağını sineye çekeriz, pimi çekilip elimize tutuşturulan el bombası patlamazsa evlerimize ezilmiş, hapsedilmiş, yıpratılmış ve korkutulmuş birer birey olarak geri döneriz.

Vicdanın nakitle yer değiştirdiği ülkemizde nakdi retten başkası zaten mümkün değildi…


Bu kadar vicdandan bahsetmişken es geçemeyeceğim bir utanç daha var;
N.Ç. 13 yaşında 26 kişinin tecavüzüne “kendi rızasıyla(!)” uğrayan kız kardeşimiz.
Psikiyatristini bile psikolojik destek almaya iterken anlattıkları, Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi hâkimlerinin, Yargıtay 14. Ceza Dairesi’nin ve yerel mahkemenin “Kızın rızası vardı” gerekçesiyle verdiği hafif cezaları onaylayan Yargıtay Başsavcılığının neyin kafasında olduğunu anlamak pek mümkün değil. Neresinden bakarsak bakalım verilen karar en az N.Ç’ ye yapılanlar kadar iğrençtir.

 İnsanımız, olanlar karşısında yine üç maymunu oynarken, N.Ç. bu ülkede vicdanın rafa kaldırıldığını, mevkii-makam sahibi olan insanların suç işlemelerine rağmen ucuz bedeller ile kurtulduğunu ve yüce devletimizin, adaletimizin onun hakkını arayamayacak kadar vicdansız, aciz olduğunu öğrenmiş oldu.


Peki biz neler öğrendik?
Bu ülkenin, 13 yaşında bir çocuğa defalarca tecavüz edip, ameliyathanelere, psikiyatri kliniklerine ve isimsizliğe mahkûm edenlerin, rahatça gezebildiği iğrenç bir yer olduğunu öğrendik maalesef.

Vicdanınıza iyi bakın…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ANTİZM

Kalıplar İçinde Özgür Olmak ( Mesela -izmlerden biri olan Fütürizm)

Düş Bozumu ( BOZUNTULAR - 1 )