Duymak
Eğer ki aymazlığın bir
tanımını yapmak zorunda kalsaydık, ülkemizin son 15-20 yılını göstermek ve
anlatmak yeterli olurdu diye düşünüyorum. Hem siyasi, hem de toplumsal olarak
yaşadığımız yozlaşma, bu aymazlık çağının en büyük etkilerinden birisi olarak
karşımıza çıkıyor. Yaratılan kutuplaşma ortamıyla birlikte insanlar, öfke ve
nefret pompalayan türlü yayınların da refakatiyle, diğer türlü hislere sağır
bireyler haline geliyorlar. Bundan tam olarak emin olmak zor tabi. Belki de hep
öyleydiler. Sosyal medya, onları ve yaptıklarını daha görünür hale getirmiş
olabilir, ancak yine de bu kalp sağırlığının artmasında, politik söylemlerin ve
çağdışı devlet dilinin etkilerini de görmezden gelemeyiz.
Kalbi sağır kimseler duymak
eylemini gerçekleştiremezler. İşitmek değil bu bahsettiğim. Duymak yeri
geldiğinde boğazda düğümken yeri geldiğinde bir kuşun kanat çırpışıdır. İşinden
atılmış akademisyenlerin hak mücadelesinde çektikleri acıyı yüreğinde
hissedebilmekten bahsediyorum. Onlarla gurur duyarken memleket adına utanç
duymaktan bahsediyorum. Türlü sebeplerle derdest edilmiş gazetecilerin adalet
mücadelesinden, Ahmet Şık’ın haklılık destanından cesaret duyabilmekten
bahsediyorum. Mahpus edilmiş aydınların, gazetecilerin adalet çığlını
kulaklarımızla değil ancak yüreğimizle duyabiliriz. Kelimeleri işitiyor olmamız
yetmez, manalarını duyumsayabildiğimiz sürece cümleler bizim için bir şeyler
ifade edebilirler. Herkes işitebilir ama herkes duyamaz. Mesela sağır kalpleriyle
mezarlıklarda cenazeye saldıran kötücüller duyabilirler mi vicdanlarının sesini?
Yorumlar