Kayıtlar

Kısır Döngü

               Dünya gittikçe gaddarlaşan bir eksende dönmeye devam ediyor. Kafamızı nereye çevirirsek görebileceğimiz kadar uzaklıkta irili ufaklı şiddet barındıran enstantanelerle karşılaşmamız mümkün. Özellikle son yıllarda daha da belirginleşen bir durumdan söz edebiliriz. Vahşi yaşam diye nitelendirdiğimiz doğal yaşam belgesellerine dikkat edin; haberlerden, sokaklardan çok daha az kan ve vahşet göreceksiniz. Üstelik orada izlediklerimiz keyfiyetten doğan durumlar değilken. Halbuki insanlar kendi keskinleşen düşüncelerinin varlığı veya kazancı amacıyla çok rahat kan dökebiliyorlar. Üstelik şiddetin boyutu, etkisi öylesine geniş bir yelpazeye yayılmış durumda ki çocuklar, hayvanlar, bitkiler yani topyekûn dünya bu şiddet fırtınasına maruz kalıyor. Kapitalizmin insanlara tekrar tekrar empoze ettiği güç tutkusu ve cehalet artık meyvelerini vermeye başlamış durumda. Evinde eşine, çocuğuna; sokağında, komşusuna, kediye, köpeğe şiddet sunan i...

Duymak

Eğer ki aymazlığın bir tanımını yapmak zorunda kalsaydık, ülkemizin son 15-20 yılını göstermek ve anlatmak yeterli olurdu diye düşünüyorum. Hem siyasi, hem de toplumsal olarak yaşadığımız yozlaşma, bu aymazlık çağının en büyük etkilerinden birisi olarak karşımıza çıkıyor. Yaratılan kutuplaşma ortamıyla birlikte insanlar, öfke ve nefret pompalayan türlü yayınların da refakatiyle, diğer türlü hislere sağır bireyler haline geliyorlar. Bundan tam olarak emin olmak zor tabi. Belki de hep öyleydiler. Sosyal medya, onları ve yaptıklarını daha görünür hale getirmiş olabilir, ancak yine de bu kalp sağırlığının artmasında, politik söylemlerin ve çağdışı devlet dilinin etkilerini de görmezden gelemeyiz. Kalbi sağır kimseler duymak eylemini gerçekleştiremezler. İşitmek değil bu bahsettiğim. Duymak yeri geldiğinde boğazda düğümken yeri geldiğinde bir kuşun kanat çırpışıdır. İşinden atılmış akademisyenlerin hak mücadelesinde çektikleri acıyı yüreğinde hissedebilmekten bahsediyorum. Onlarla guru...

Egreti Çerçeve

Resim
Sınıflandırma gayretine kapılıp içini en çok boşalttığımız ancak süslü cümlelerimizle ambalajına yatırım yaptığımız el emeği göz nuru hissiyat ürünümüz. Narsist cinnetimizin öncesidir, düşmanıdır aşk. Eksik kalan tariflerin, anlatılmaz yaşanır klişesinin anavatanıdır. Kapitalizmin, gölgesini en çok sattığı ağaçtır. Öyle ki yaşamaktan ziyade tarifi ve tasnifiyle ilgileniyoruz. Magazin seviyoruz vesselam. İçerisinde her türlü duyguyu barındıran koca bir okyanusu birkaç damlaya sığdırmaya çalışıyoruz. Leyla ile Mecnun`dan bahsediyoruz da; Leyla`nın Leyla`ya veya Mecnun`un Mecnun`a aşkına tahammül edemiyoruz. Yeri geldiğinde kendi koşullarını yaratan hislerin bizim eksik tariflerle inşa ettiğimiz eğreti çerçevelere oturmalarını, sığmalarını bekliyoruz. Ne münasebet! Nazım`ın memleket hasretidir aşk. Nuriye ve Semih`in direnişidir. Kilometrelerce yolu yüreten de odur Parmaklıklar ardından hikayeler yazdıran da... Televizyon ekranlarında ev araba karşılığı pazarlanan s...

Kalıplar İçinde Özgür Olmak ( Mesela -izmlerden biri olan Fütürizm)

Resim
İtalyan faşiszminin fikir babalarından sayılan, şair, romancı, oyun yazarı ve yayın yönetmeni Filippo Tommaso Marinetti'nin 1909 yılında yayımladığı manifestosu Fütürizm (Gelecekçilik) Bildirgesinin manifestosu oldu. Bu manifestoda Marinetti şunları yazmaktadır: "...4. Dünyadaki güzelliklerin, yeni bir güzellikle daha da artırılmış olduğunu iddia ederiz. Bu yeni güzellik hızın güzelliğidir. Karoserini patlayıcı nefeslere sahip ve yılanlara benzer büyük boruların süslediği bir yarış arabası... Bir şarapnel üzerinde süzülüyormuş gibi hızla hareket eden bir yarış arabası Semadirek Nikesi'nden (Yunan heykeli) çok daha güzeldir. 5. Arabanın direksiyonunda bulunan o adama kutlu olsun. Bir direksiyonun en ideal ekseni, kendi yolunda hızla ilerleyen dünyayı ortasından delip geçenidir. ...8. Önümüzde imkansızın esrarengiz kapılarını kırıp geçmek varken, niçin arkamıza dönüp bakalım? Zaman ve mekan dün oldu. artık mutlak olanda yaşıyoruz. Çünkü sonsuz ve evrens...

VİCDAN

Resim
Felsefe, sosyoloji ve dinlere göre ayrı ayrı tanımlanmış olsa da “vicdan” sözcüğü sadece cümle içinde kullanılabilsin diye sunulmuş insanlara. Yalın bir tanım olarak zihinlerimizin en ücra köşelerine hapsettiğimiz “vicdan”, aslında faili meçhul bir cinayete kurban giden içimizdeki tanrıdır. Her insanın tanrısı kendi vicdanıdır. İdeolojik rant sahipleri, onu bir sömürü silahı olarak kullandıkça, körelmiş ve örselenmiştir. Yıllarca bu rantçıların maşası olan insanımız, aynı rantçılardan aldığı gazlamaya dayanarak vicdanını ve vicdanın sesini gürültü patırtı içinde az da olsa duymaya çalışanları katletmiştir. İnsanların ölmesine seyirci kalmış ve hatta tezahüratlarla da destek vermiştir. Devletin, ellerine tutuşturduğu silahla başka insanları öldürmeyi vicdanlarıyla reddedenler ülkemiz insanı tarafından hain ilan edilmiştir. Medya ideoloji rantçılarının istediği gibi aktarırken olayları, toplumda bu vicdani duruma karşı “kin ve nefret” uyandırmıştır. Tartışma programlarında “Her Türk ...

Düş Bozumu ( BOZUNTULAR - 1 )

Resim
Yerimden kalkmak istemiyorum bu sabah.Üzerime altında ezildiğim bir yük çökmüş.Gözlerim yorgun , açmak istesem de kaldıramıyorum ağırlaşan göz kapaklarımı... Yükselen dalga sesleri , sert esen rüzgarı ve soğuğu hatırlatıyor , üşüyorum.Derin bir nefes alıyorum son nefes misali ve gözlerimi aralıyorum.Boyası dökülmüş duvarda hayalimdeki canavarların gölgelerini görüyorum , korkuyorum... Dalgalar yalnız ruhumun çığlıları misali yükseltirken seslerini üşüyorum hemde çok üşüyorum.Titreyen ellerimle ruhumu sarıp sarmalıyorum. Hissedebiliyorum en çok ruhum acıyor.Neden bu acı ? Neden korkuyorum çocuk gibi karanlıktan bu kadar çok ? Nefes almama rağmen neden ölüymüşüm gibi hissediyorum ? Doğruluyorum biraz.Etrafımda yalnızlığımın izlerini görüyorum.Yalnızlığıma hapsedilmiş bir mahkum gibiyim adeta.Düşüncelerimden birer kelepçe var sanki el ve ayaklarımda , gerçekleşmeyen düşlerim vücudumda derin yaralara dönüşmüş... Bu düş bozumu nereye kadar sürer bilmiyorum.Yine dalga sesleri ...

GÖZ BOZUMU ( BOZUNTULAR - 2 )

Resim
Hangi göz bozuktur ? Etrafındaki sahtelikleri göremeyen mi yoksa koca bir kalabalığın içinde yalnız olduğunu farkedip o kalabalığın sahteliklerine boyun eğen mi? Sanırım cevabı hepimiz biliyoruz , görmezden gelsekte... Uyku sersemiyim.Henüz uyanamadığımın farkındayım.Pencere pervazları arasında bulduğu ilk boşluktan içeriye girdiğinde rüzgar,soğuğu iliklerime kadar hissediyorum.Hava çok soğuk.Bütün vücudum buz gibi kas katı kesilmişim.Başım, boynum boğazım , göğsüm ağrılar içinde.... Kendimi zorlayarak yerimden kalkıyorum.Boş evin içinde ayak seslerim yankılanıyor.Duşa girmeye niyetleniyorum sonrasında vazgeçiyorum.Korkutuyor birşeyler beni.Anlayamıyorum.Evin içinde deli gibi dolaşıyorum sanki ağrılarıma ilaç bu da değil.Dışarıdan gelen motor sesine takılıyorum.Yavaşça araladığım perdenin arkasından izliyorum avdan dönen balıkçı teknelerini.Tam unuttuğum sırada hatırlatıyor kendisini başımdaki ağrı ve çıldırtırcasına vuruyor sanki beynime beynime.Yerde ki yatağın üzerine b...

KİMYA BOZUMU ( BOZUNTULAR - 3 )

Resim
Lise yıllarımda sert ve eli sopalı bir hocanın dersiydi sadece kimya.Sonrasında daha başka anlamlar taşıdı benim için.Ve kimyamın bozulduğunu farkettim büyüdükçe.Aslında kimyamızın bozulduğunu farkettim... Yine başımdaki ağrıyla açtım gözlerimi.Bu sinüzit büyük baş ağrısı. Gün doğmak üzere , karşımdaki duvarın boyası biraz daha dökülmüş ve kel bi kadın yüzü resmedilmiş sanki.Deniz fenerinin ışığı 10 saniyede bir camdan içeri vurdukça , eli çenesinde düşünürken görüyorum Krishnamurti'yi.Koskoca bir huzur abidesi sanki.Okudukça onu keşfetmeye çalışmak içimdeki gürültüyü patırtıyı sona erdirdi... Aniden yalnız bir hayata başlamak bana karamsar , karmaşıkve uç duygular hissettirdi.Zor oldu ama yine de sonucunda faydalı bir yolculuktu...Benden bana doğru. Yeni gün doğarken yine avdan dönen balıkçı teknelerini izliyorum.Motor sesleri dalga seslerine karışırken denizin asi çoçukları suyun üzerinde dans ediyorlar.Perdenin kıyısından güneş içeri doğru süzülüyor..Sanki ...

BAĞ BOZUMU ( BOZUNTULAR - 4 )

Resim
Yiter insanın kelimeleri kimi zaman.Kalemini kaybeden ilkokul öğrencisi gibi arar durur öylece.Bazen ilk baktığı yerde bulur kelimelerini , bazen umudunu da yitirir kelimelerinin ardından.O vakit söylecek sözü kalmamıştır artık.Ve aslında nefes aldıkça değil , düşündükçe , konuştukça , üretebildikçe ve ürettikleri yaşadıkça hayattadır insan.Bu yüzdendir bazı filozofları , sanatçıları , bilim insanlarını unutamayışımız.Ve ölümsüzlük her zaman , kendi düşünceleriyle yaşayayan , kendi düşüncelerinin yaratıcısı olanların kapısını çalar.Mesela Karl Marx 193. yaşına girdi birkaç gün önce. Bazı günler eksilir insan gürültünün patırtının içinde... Kendi eksildikçe , yanından geçen hayatlar büyür gözbebeklerinde.Seyre dalar uzun uzun ve başka hayatlarda arar yitirdiği umudu.Kendi hayatına çevirdiğinde ise gözlerini sonra sonra farkeder her parçasını hayatından gelip geçene hoyratça dağıttığını.İlk önce başkalarını sonra kendini suçlar.Ardı ardına yakılan sigaralar , derin derin alı...

İNSAN BOZUNTUSU ( BOZUNTULAR - 5 )

Resim
Bozguna uğramış her düş , her plan insanı kasvetli odalara iter.Sıkışır kalır ruh dört duvar arasında.Saç baş yoldurur sıkıntı ve durmadan düşünür beyin delirircesine.Kendi kendine konuşur, duvarları döver zayıf elleriyle sıktığı yumruklar.Perdeler kapalı ve ışıklar sönüktür.Karanlıkta belli belirsiz şeyler görür , korkudan gözleri kapatır , bi köşeye oturup saklanır ve bitsin ister bu korkulu rüya.En sonunda ani bir cesaret patlamasıyla saldırır düşünde büyüttüğü garip şekillere.Yorulana dek devam eder boşluklarla edilen bu kavga.Ardından ağız bozulur , küfürler yankılanır boş odanın duvarında. Acı oturur iççinde bir yerlerde.Herşey bi veda anı gibidir.Gözler dolar , boğaz düğümlenir ama ne konuşuşabilir ne de ağlayabilirsin.Gidenin ardından çaresiz el sallarsın.Çünkü elden Bir şey gelmemiştir.Tek farkı şudur aslında giden bu kez başkası değildir.El salladığın kaybedilen benliğindir. Don Kişot misali saldırdıktan sonra kendi yarattığın düşlere yorulur , bi köşeye düşer...

ALLIANOI BOĞULURKEN , TÜNELİN SONUNDA IŞIĞI GÖRDÜK

Resim
Bir tarih boğulmak üzere diğeri yeniden doğuyor; İzmir tarihi yapılarla gündemde kalmaya devam ediyor... Uzun süredir gündemde olan Allanoi antik kentinin akıbeti için taşınan umutlar, son olarak Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın açıklamasıyla iyice azaldı. Bakan açıklamasında; ''Allianoi konusunda abartılı bir kamuoyu duyarlılığı geliştirildi. Atılan her adıma çevreden, yargıdan müdahale isteniyor. Allianoi konusundaki duyarlılığı paylaşıyorum. Nihayet defalarca ifade ettiğim gibi orada 15 yıl önce ihale edilmiş, yıllar önce yapısı gövdesi tamamlanmış bir baraj var. Çevre halkının su tutulması ihtiyacı var. O barajdan yararlanmak istiyor. Kurul kararları doğrultusunda orada önlemler almaya çalışıyoruz. Basında haberler gördüm 'üzerleri çimentoyla kapatıldı' diye. Arkadaşlarımı yerinde incelemeler yapmaları konusunda talimatlandırdım. Bildiğim kadarıyla Horasan harcı kullanılıyor. Yapılara zarar vermeyecek maddeler kullanılması konusunda dikkatli davranıyo...

GÜN DEMİNİ ÇOKTAN ALMIŞ

Resim
Ülkemizde herkesin kesinlikle bildiği iki şey vardır. Birincisi siyaset, ikincisi futbol. Ben ilkiyle ilgili düşündüklerimi anlatacağım dilim döndüğünce...             Unutmamalıyız ki az kurtarılmadı bu memleket kahve köşelerinde! Gündem referandum herkes evet – hayır tartışmaları içinde yerini almış. Mitinglerde yaranma edebiyatı, bir kentte Dersim diye ağlamaklı bir tavır sergilerken; diğerinde Alevilerin katledilmesine, kadınlarına tecavüz edilmesine ön ayak olanları öven gurur duyan çelişken bir lider. Ortalık toz duman; yine KPSS’de kopya olayı, bir yanda maskotlara fişleme, pon pon kızlara sansür, Haliç’te yaşayan Simonlar bir yanda evet diyen aslanlar, yeniden alevlendirilmiş ve lpgli misyoner Türkan Saylan iddaaları...   Anlayacağınız sanat, spor, edebiyat, magazin, sinema her yerde siyasetin parmak izleri mevcut su günlerde ve bu izler kirli, menfaatçi, zorba parmakların izleri. Referandumdan bence E...

YOK OLAN VE YOK EDEN SADECE İNSAN

Resim
Düşünüyorum... İnsan, varoluşundan bugüne dek neden ısrarla sürdürmüştür yaşadığı dünyayı ve kendisini var eden herseyi yoketme tavrını... İlk savaşın suçu Kabil üzerine atılmış ve rahatlamıştır insanoğlu. Kendince her savaşın suçunu suçlularını yaratmıştır. Bir dönem dinleri yaymak safsatasıyla çıkan savaşlar ilerleyen yıllarda değişik sebeplerle çıkmıştır. Kadınlar, bireysel suçlar, bir futbol karşılaşmasında çıkan olaylar, danışıklı terör saldırıları bahane edilerek ve demokrasi vaad edilerek çıkarılsa da asıl sebepler asla bunlar olmamıştır. Silah sanayi işlerinin durgunluğu, kaynakları tekel olarak barındırma gibi para bazlı ve hükmetmek, kontrol altında tutmak gibi feodalite kokan sebepler gercek savaş sebepleridir. Bunlarında ötesinde derinlemesine düşünürsek asıl sebep bizlere de empoze edilen açgözlülük , bencillik ve güç tutkusudur. İnsanın doğal davranışlarıymış gibi bizlere kabul ettirilen bu davranış biçimleri aslında kişilik bozukluğu ve yo...